Üretmeyen, alın terine, emeğe dayanmayan, tüketimini kaynaklara göre planlamayan toplumların geleceği hüsrandır.
Bugün bizde olduğu gibi.
Rantla, ganimetle, yağmalayarak azımsanmayacak mutlu bir kesim yarattığımızı kimse inkara kalkışmasın. Çok uzun bir süre boyunca varsa yoksa yaratılan kaynakları bu kesimlere harcamayı büyük bir beceri saydık.
Yettiremediğimiz zamanlar oldu. Yettirmek için sattık yok ettik.
İhtiyaç duyduğumuz hallerde el avuç açtık, al-verle yine hallettik.
Yine yetmediği hallerde de zamla vergiyle eksiklerimizi tamamlama yoluna gittik.
Ne garipti ki bunu yaparken de alın teriyle, katma değer yaratan işçiyi, ustayı, üreteni, ustayı yerle bir ettik. Faturayı onlara ödettik. Ne gidecek hastane ne okul ne yol ne de ulaşım bıraktık.
Yarattığımız pahalılıkla da başını ezdik.
Toplumu güneye kaçırırken oradan gelenleri de kovmayı başardık. Ne çarşı bıraktık ne de şehir.
Şimdi karar zamanı…
Ranta, yağmaya devam ederek mi çıkış arayacağız?
Yoksa ürettiğimiz kadarıyla ve üretimi artırarak dayanışma içinde kurumlara sahip çıkarak çareler bulma yolunu mu seçeceğiz?
Her tür erteleme daha büyük bir yıkımdır.
Özellikle son iki senedir devam eden yıkımın ardından gelen savaş felaketi ile aynı düzeni aynı alışkanlıklarla sürdürmeye kalkışmanın olanağı kalmadı. Aynı alışkanlıkları sürdürme yıkımı daha çok büyütme anlamına gelir.
Deniz bitti, su bitti. En başta görev popülizmden arınmış siyasete düşer. Topluca siyaset sorumluluğu üstlenmek zorundadır. İktidarı ile muhalefeti, sivil toplumu ile yeniden güven, yeniden inandırıcılık için adım atmalıdır. Yukardan başlayarak yaratılan eşitsizliklere son vermeli, kaynaklar toplum için kullanılmalıdır.
Niyet varsa çözüm vardır, yaratılır.